Yazayim yazayim diyorum ama maglum is, guc yazmaya vakit bulamiyorum.(Yalan bu aralar vakitden bol ne var) Iste insan bahane uydurmak isteyince buluyor illa birseyler.Ya da kabul etmek lazim tembellik ruhumda var. Neyse esas yazmak istedigim mevzuya geleyim.
Tembel Blogcu
Yeteri kadar nedeniniz varsa, her seyi yapabilirsiniz. (Jim Rohn)
Tuesday, February 23, 2010
Segundo Piel
“La película narra la historia de Alberto (Jordi Molla), casado con Elena (Adriana Gil). Ambos están juntos desde el instituto y tienen un hijo, pero su relación no pasa por sus mejores momentos. A la vez, Alberto mantiene una relación con Diego, un médico homosexual y desenfadado, interpretado por Javier Bardem”
Elena isimli bir kadinla evli ve bir cocuk sahibi olan Alberto’nun bir yandan da homoseksuel partneri (yakisikli Javier Bardem) ile olan iliskilerini konu alan 99 yapimi bir ispanyol filmi. Bugune kadar Cervantesden yarim yamalak okuyupda konusunu anlamaya calistigim filmler arasindaki en basarili secimimdi. Bulabilen izlesin. Thumbs up from me!
Tuesday, February 2, 2010
Atasi Olmadigimiz Bir Irlandalilar Kalmisti
Gecen haftalarda İrlandalılar'ın ataları Türk mü basligini okuyup daha yaziyi okumadan-Bir Irlandalilar kalmisti bizim tohumdan gelmeyen, onlarda megersem Turkmus dedim. Baska ne diyeyim; Memlekete hayirli ugurlu olsun!
Genelde Turk gazetelerinde cikan her habere inanmayip refere edilen kaynaga gitmek gibi bir psikopatligim var. Neyse harbi bizimkiler atmamis bu haberi, cok sevgili Ingilizler hakketen usenmeyip boyle(sacma)bir arastirma yapmislar. Gene Ingilizlerin yaptigi baska cok degerli bir arastirma ise soyle; Efendim ordekler yagmurlu havalardan hoslaniyorlarmis. Arabin parasi, Ingilizinde zamani cok olsa gerek.
Sunday, January 31, 2010
UP IN THE AIR
Cok buyuk beklentiler icinde gittigim “Up in the Air” beni biraz hayal kirikligina ugratmadi degil. George Clooney’e olan hayranligimi hicbir zaman saklamis degilim hele de bu kadar ovgu alan ve de Oscar’a aday gosterilen bir film yapmisken. Cuma aksami gene yemekden once mi yoksa sonra mi gitsek, acaba 22.00 matinesine gidersek uyuyakalir miyiz? falan gibi tereddutlerden sonra 30’lu yaslara yeni adim atmis bir grup insan olarak, 19.30 matinesinin daha gercekci oldugunu sonunda kabullendik. Filme ilgi oldukca iyiydi. Ekonomide ki gerilemeden oturu mudur nedir isiklar daha tam kararmadan sirt cantalarindan patlamis misir paketleri firlamaya basladi. Ama gecenin en ilginc zulasi odulunu, ictigi litrelik portakalli bacardisiyle yanimda oturan Dublin’li kardesime layik gorduk. Bende son dakkada cantama tikistirdigim kucuk sarap sisemi cikarmayi ihmal etmedim.Keyifliymis, tavsiye ederim.
Efenim neyse gelelim film ile ilgili yorumlarimiza;
Subscribe to:
Posts (Atom)





